Bloglarınefendisi

Just another WordPress.com weblog

Müslüman kadının tebliğ usulü

Birçok önemin anlamını kaybettiği 21. yüzyılda amacı olan bir iletişim olarak tebliğ, üslubunu iletişim harikası olan Kurandan almalıdır. Kuran birçok insan ilişkisini aktararak sadece olayları bize taşımaz. İletişim yöntemlerini ve bir diğeri üzerindeki etki alanlarını da bize gösterir. Nuhun gemisi bir efsane değildir. Tebliğ, Nuhun gemisidir. Yunus a.s inanan hiç kimse olmadığı halde tebliğde bulunmuştur. Bu tebliğde inattır. Allah inanmayanların varlığını bildiği ve gördüğü halde Yunus a.s dan sabretmesini istemiştir. Yusuf a.s ile Züleyhanın kıssasında Allah korkusu ile günahtan sakınmanın bize gösterilmesi ve Hz. Harunun Hz. Musaya dil açısından kolaylık getirişi, destek oluşu tebliğin çeşitli yönleriyle ilgili sahip olunması gereken vasıflara ve yöntemlere işaret eder. Hz.Musa ile Hz. Hızır arasında yaşananlar dikkat çekicidir.  Bu kıssadan tebliği ile ilgili olarak şöyle bir sonuç çıkarabiliriz: Anlatılmak istenen açıksa da anlayanın açık olmaması ya da sizinle aynı açıdan bakmaması çözümsüzlük getirir.
Tebliğ mükellef olana yönelen bir hitapsa tebliğin belli bir yöntemi olmamalı. Ancak açık, etkili, düşündürücü, sorgulamaya fırsat veren, delilleri ve akla uygunluğu gösteren bir tarzın benimsenmesi seçilecek yöntemin vazgeçilemez yardımcıları olmamalı.
Farklı toplumlara gönderilen peygamberlerin gönderildikleri kavimlerin yaşam şartlarına göre sahip oldukları değişik mucizelerin olması, her toplum hatta her insan için ayrı bir yöntem ve üslup gerekli olduğunu gösterir. Ancak toplumların birbirlerine yönelik tebliğlerinde ortak bazı iletişim paydaları sayesinde, tebliğ usulü ile ilgili olarak bazı genel ama geçer olmayan değişebilen yöntemlerden bahsetmek mümkündür. Sigaraların üzerindeki uyarıcı ifadeler ve televizyon programlarıyla ilgili ekran işaretleri küresel insanın vardığı medeniyet zirvesinin göstergesi olarak kabul edilebilirler. Kelimelerin ve kelimelerin zihnimizdeki tasviri şeklinde tanımlanan kavramların artık bir tebliğ aracı olmaktan çıkıp çıkmadığı her şeyden önce tartışılması gereken bir mevzudur. Sigara öldürür ifadesinin, +13, +18, korku ve şiddet içerikli yayın işaretlerinin etkisizliği hayırlı oluşlarından kaynaklanmaktadır. Her anlatıcının kelimelerin tebliğde yetersiz kaldığını görmesinden sonra yaşadığı ikinci sıkıntı kanaatimce hayrın talep edilen, aranılan olmayışı zorluğudur.
Belki de tebliğ edenlerimiz ağacın altında uyurken bile heybetli olan adil hükümdar Hz. Ömerin sahip olduğu etkileyiciliğe, tebliğ olunanlarımız da, Bizansın bahçelerinden geçen ama üzüm salkımlarına uzanmayan Fatihin ordularındaki kanaate artık sahip olmadıkları için hiçbir şey eskisi gibi değil. Her şey etkisiz. İnsan tepkisiz.
Tebliğde önemli olan söylenmesi gerekenin söylenmesi, yapılması gerekenin yapılmasıdır. Müslüman kadınların tavırlarına baktığımızda Hz. Asiyenin firavunla geçen ömrü bir örnektir. Bir kâfirin sarayında bir peygamber yetiştirmek. Hayret verici bir başarı. Hz. Haticeye bakalım vahyin geldiği ilk yıllarda Hz. Peygamberin yanındaki desteği. Tesettürü sayesinde eve gelen varlığın ruhanî mi cinnî mi yani melek mi şeytan mı olduğunu ayırt ederek meseleyi çözümleyişi. Ümmü Selemenin Hudeybiye antlaşmasından sonraki Hz. Peygamberin kendisiyle istişaresindeki basireti. Hz. Aişenin ifk hadisesindeki sabrı. Bunlar bize tebliğin yalnızca kelama has bir fiil olmadığını gösterir. Müslüman kadınlar söylenmesi gerekeni söylemişler, yapılması gerekeni de yapmışlardır. Cahiliye devrinin cehaleti hiç birinde yoktur. Hz. Peygamberin yakın çevresinde tek bir tane cahil kadın bulamayız. Onlar yapılması gerekeni de böylece yapmışlardır.
Yapılmaması gerekenlerin yapıldığı, söylenmemesi gerekenlerin söylendiği şu zamanda
“Eğer insanlar Ademin soyundan geliyorlarsa ben bu siyah olanlarla aynı Ademden gelmiş olamam, birden fazla Adem olmalı.” diyen Hegelin  ve temsil ettiği kibrin karşısında dışlayıcılıktan, sertlikten, bencillikten ve ahmaklıktan uzak bir tebliğ usulüyle var olabilmeliyiz.
“Mazi nedir? Bir mevt-i ebedi. Hal nedir? Bir nefes-i vapesîn. Gerek ferd içün gerek cemiyet içün mazi mesud imiş, bunun bugüne ne faidesi görülür? Hal rahat imiş emin imiş yarına ne lutfu kalır?” demiş Namık Kemal.
Öyleyse maziye avdet ve halde tevakkuf caiz değildir. Çünkü ezmanın tağayyürü ile ahkamın tağayyürü şarttır. Öyleyse tebliğin, istikameti gelecektir. Ve tebliğin belli ve kesin bir yöntemi olmasa da konusu bellidir. O da, güzel ahlakın tamamlanmasıdır.
“İnsanlar büyük bir idealden ilham aldıkları ve geniş ufuklara baktıkları zaman büyürler.”
Alexis Carrel
Sünnetin yaşatılması Müslüman kadına ilham veren büyük ideal olmalıdır. Bu sebeple kadının dünyasını daraltan her türlü işten kendisini kurtarması gerekir. Faydasız ve her türlü basit faaliyet, kadının zaten evin içinde gelişme imkânı bulamamış ifade ve davranış biçimini daha da ilkel hale getirir. Ayrıca yeri gelmişken, Asr-ı Saadet devrinde ve İslam devletleri döneminde kadının durumu bize aktarılandan ve zannettiğimizden oldukça farklıdır. Modern dönem, kadını sosyal hayatın içine kattığını, bunu hedeflediğini söylerken her zamanki gibi olayı kendine yontmaktadır. Yukarda da ifade ettiğimiz gibi Hz. Muhammedin çevresindeki hanımlar cahil değil âlimdirler. Bu yontma batının tebliği olan misyonerliğin bir stratejisidir. İyiliği emretmekle ve kötülükten men etmekle mükellef olan her Müslüman, iyinin galibiyeti kötünün mağlubiyeti için dünya ile ilgili olarak yapılan planları, stratejileri bilmek zorundadır. Bu ilim, güçlü, etkili ve yeterli bir tebliğ için hayatî önem taşımaktadır.
Müslüman kadının evinin içinde mesul olduğu tebliğ, ev halkına vazifelerini hatırlatmaktır. Babaya babalığını, ablaya ablalığını, abiye ağabeyliğini, kardeşe kardeşliğini, büyük efrada büyüklüğünü hatırlatmalıdır. Ancak bu hatırlatma rencide etmeyen bir üslupla yapılmalı, ihtiyaçlarının giderilmesi yoluyla aile bütünün ruh sağlığının korunması sağlanmalıdır. Bu yalnız anne için değil ailenin bütün fertleri için geçerli bir vazifedir. Kadının toplum içindeki tebliği, şimdilerde sokaklarda göremediğimiz mütevazı, tesettürlü, sakin, kendinden emin ve vakur Müslüman kadını olmasıdır.
Müslüman gençlerimizin de tebliğ hususunda üstlerine düşen görev büyüktür. Genç yaşta bilmemek makulse de ilerleyen yıllarda kişinin kendi karakter bilgisine ve idaresine sahip olamayışı bizden sonraki kuşağın yaşadığı çetrefil bir sorundur. Bu sorunu bugünün gençlerinin ileride yaşamaması zatî fiilî bir tebliğin gerçekleşmesi sayesinde olacaktır. Bu tebliğ, tıpkı Züleyhaya yaklaşmayan Hz. Yusufun tebliği gibidir. Sorunun çözümü ise “ey gençlik bil ki sen sırf düşünce olan bir ruha sahipsin. Geri kalanın ise bir kemik ve et yığınıdır.” diye nasihat eden Mevlanaya kulak vermekle olur. Kişi karakterine ve mizacına göre hareket eder. Âlatın canı yoktur, tutanın niyetiyle can bulur. Ey genç öyleyse kendine hayrı tebliğ et. Tuttuğun hayır olsun.
İnsanın dünya ile iletişimini sağlayan duyuları bugün işgal altında. Bize gösterileni görüyor, dinletileni dinliyor, yedirileni yiyoruz. Git diyorlar gidiyoruz, dur diyorlar duruyoruz. Bu işgalin karşısında tebliğ için 21. yüzyıl imkânlarına ihtiyacımız var. Her tebliğ edenin bu gerçeği kabul etmesi gerekir. Özellikle Müslüman kadınların. Yapmamız gereken öncelikli şey kendimizi bu işgalden kurtarmak. Medyanın ve patronlarının, sokağın ve sokağı ele geçirmiş reklamların, markaların ve dünyayı doyuran kapitalistlerin, isim olmuş yeme-içme mekanlarının, ailemizden ve bizden uzaklaşmasını temin etmek sivil itaatsizlik yoluyla tebliğdir. Herkes kendi için savaşırsa kazanacağımız bu soğuk savaşta, başarılı olmuş bireylerin tebliği, rehberliği, bir diğerini ve sonra yine bir diğerini ve sonra yeni bir diğerini kurtararak zafer getirecektir.
İnsan hem kendini hem de Kuranı iyi dinlemelidir. Tebliğ eden anlatmayı bildiği kadar dinlemeyi de bilmeli. II. Abdülhamid Hanı anlatırken Necip Fazılı dinlediğimizde şunları duyarız: “Bütün Osmanoğulları içinde Abdülhamid çapında dindar ikinci padişah bulunup bulunmadığı sorulmaya değer bir keyfiyet. Kanaatimizce ne Kosava sahrasında harp sabahının gecesini secdede geçiren Murad, ne Fatih Sultan Mehmed, ne Beyazıd-ı Veli ne de şu veya bu, dindarlıkta Abdülhamidin derecesine ulaşabilir.” dinlemekle iş bitmiyor tabi. Her tebliğ edenin sahip olması gereken basiret ve ferasetle düşündüğümüzde Abdülhamid Hanı diğer dindar padişahlardan üstün kılan, içinde bulunduğu hale ve münevverlerin ifsadına rağmen makul, sabırlı ve “din-i mübin-i islamın mücerred gaye”sine en büyük hizmeti olan itidalidir. Yani devri içindeki üstün ahlakıdır. Şartların çok üstünde kadere teslim olma ve kazayı yaşama gücü gösteren Abdülhamid Han, tarihin içinde bize çok yakın olan tebliğ örneklerinin elzemi ve en mükemmelidir. Müslüman kadının tebliğini anlatmak, tebliğde bulunmak kadar zor… Hayatın içinde paylaşılması gereken bütün sorumluklar gibi tebliğ de kadınlar ve erkekler arasında paylaşılmalı. Bu sebeple burada verdiğim örnekleri normal karşılamanızı isterim. Hatta olması gereken olarak görmenizi.
Filistinde aç kalan bebeklere süt bulan ve taşıyan Doktor Mona El-Ferrayı; Keşmirde iki oğlu hapiste olan, kendisi de sürgüne gönderilen Müslüman hakları savunucusu Rabia Kadiri huzurunuzda ismen de olsa zikrederek hatırlamak isterim. Allah bizlerin günahlarını affetsin.
Her tebliğ, bütün haksızlıkların önünde bir engeldir. Şehrin çarşılarında, gecelerinde, yağmur sonrası sokaklarında olması gereken bir şeyler eksikse, duygular insana ait değilse, zekâ ve ölüm aynı cümlenin konusuysa.

Henüz yorum yok »

Yorumunuz

HTML-Tags:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <pre> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>